bm666 › profil

bm666

bm666 İLE BİR ŞEYLER PAYLAŞ
TAKİP
bm666
HarryJamesPotter
bm666 ile HarryJamesPotter arkadaş oldular
tetraktis
bm666
tetraktis ile bm666 arkadaş oldular
bm666, Creek (2009) filmine bir şeyler yazdı
bm666
1 bm666

Oldukça basit bir filmdi

bm666, Musallat başlıklı yazıya bir şeyler yazdı
bm666
bm666

Dini motifler fazlasıyla işlenmiş filmde

bm666, Prensesin Uykusu (2010) filmine bir şeyler yazdı
bm666
bm666

Çağan Irmak'ın en sade filmi bence

bm666
sertaç88
bm666 ile sertaç88 arkadaş oldular
gazozcuk
bm666
gazozcuk ile bm666 arkadaş oldular
htcerobcmc
bm666
htcerobcmc ile bm666 arkadaş oldular
bm666
can-ben
bm666 ile can-ben arkadaş oldular
bm666, Esaretin Bedeli (1994) filmine bir şeyler yazdı
bm666
1 5 bm666

Arşivim deki efsane filmlerden birisidir
Filme puanım 10/10

bm666, Başlangıç (2010) filmine bir şeyler yazdı
bm666
9 1 bm666

İnception aşk fenomenine özgün bir bakış açısı getirmese de, aşk-rüya benzerliğini harika bir anlatımla vurguluyor. romantik bir ilişkiyi “iki kişinin kendilerine ait bir dünya kurması” olarak tanımlamak mümkün. bu kendine ait bir dünya kurup, orda yaşamak fikrinin filmde; gerçekten apartmanlardan, köprülerden, denizlerden ve yollardan oluşan, fiziksel anlamda gerçeğe yakınsayan bir alan yaratmak olarak gösterilmesi, bana kalırsa oldukça basit ve çok etkili bir anlatım tekniği. romantik ilişkilerin eskimesi, günümüz insanını yorması(yaşlandırması), aşık insanın gerçeklikle arasına düşen perde ve aşkın(rüyanın) kişinin gerçekliğinin yerini alması. ve hatta eski sevgilinin zihnin karanlık zindanlarında farklı anılarda hapsedilip, arada bir ziyaret edilmesi. nolan bir gün romantik komedi çekerse, romantik komedi türünün hastası olacağım sanıyorum.

bunların arasından rüyanın kişinin gerçekliğinin yerini alması, hayal ve gerçek arasındaki sınırların kaybolması meselesi, aşk üzerine bir saptama olmaktan öte anlamlar taşıyor. iletişimin sanal mecralar üzerinden gerçekleştirildiği, statünün internet sitelerinde veya mmorpg lerde sağlandığı, her türlü simülasyonun olabilecek en gerçekçi biçimlerde sağlandığı, insanların geçimlerini dahi bu sanal ağlar üzerinden sağladığı günümüzde neyin gerçek, neyin sanal olduğunu söylemek gitgide zorlaşıyor. bana kalırsa rüyayla gerçeğin içiçe geçmesi, insanlığın büyük bir kısmının her gün deneyimlediği, görece yeni bir olay. 23 saat aralıksız oyun oynayıp ölmek, binlerce dolara online oyun karakteri satın almak gerizekalılıktan kaynaklı olabileceği gibi, bahsettiğim gerçekten kopuşla yahut yeni bir gerçekliği seçmekle ilintili de olabilir. yine bu gerçeklikten kopuş mevzusunda, örneğin dışa kapalı bir cemaatte hayatını sürdüren bireyin değer yargılarının, kurgulanmış bir gerçekliğe göre şekilleneceği sonucuna da varabiliriz. (yazar bu noktada takva filmini hatırlamayı ve hatırlatmayı bir borç biliyor.)

filmdeki totem mevzusunun da dikkate değer olduğunu düşünüyorum. totem kişinin rüyada olup olmadığını anlamasına yarayan bir nesne olarak resmedilirken, kişinin gerçeklikle ilişki kurması için bir nesneye ihtiyaç duymasının altını çizmesi açısından da anlamlı. gerçekliğin, yani temelde status quo olanın, ancak bir vasıta yardımıyla kavranabilmesi, gerçeklikten kopuşun ne boyutta olduğunu göstermesi açısından harika bir anlatım. (biraz mevzuyu cıvıtmak pahasına da olsa, fm oynayan kişinin çişinin gelmesi buna benzemediğini kim iddia edebilir?) filmde bahsedilen türde bir totem bulmanın zorluğunu –verdiği his, ağırlığı gibi özellikler yalnızca sizin tarafınızdan bilinecek- günümüzün standardizasyon kriterleriyle düşünebileceğimiz gibi, totemi düşünce dünyanızı gerçekliğe bağlayan bir dayanak olarak, başkaları tarafından üretilip önümüze sunulan kalıpların dışına çıkmamızı sağlayan bir vasta olarak düşünmek de mümkün.

aslına bakarsanız, aynı the dark knight’ta olduğu gibi inception’da da birçok ilgi çekici nokta bulmak mümkün. en başta söylediğim gibi filmin farklı okumalara açık, çok katmanlı yapısının sebebi de bu. christopher nolan’ın başarısı da bu yapıyla, günümüz sinemasının olmazsa olmazlarını birleştirmekteki ustalığında yatıyor.

daha önce yazılmış 2 cevap daha var. yüklemek için tıklayın.
bm666, Stephen Hopkins kişisine bir şeyler yazdı
bm666
1 1 bm666

Vasatın altında kalan filmleri de aynı şekilde vasatın altında kalan bir yönetmen.

bm666, Stephen Rea kişisine bir şeyler yazdı
bm666
bm666

neil jordan'ın fetiş oyuncusu. neredeyse tüm neil jordan filmlerinde oynamıştır. bence the crying game kariyerindeki en başarılı filmi . gerçekten de o filmde muhteşem bir oyunculuk sergilemiş ama oscar alamamıştı. fakat geçen yıllarda ülkemizde de gösterime girmiş olan feardotcom filminde onu bunu doğrayan bir cani rolündeydi. ben kendisine bu rolü hiç yakıştıramadım. zaten film de her hangi bir gişe başarısı yakalayamadı.

bm666, Idris Elba kişisine bir şeyler yazdı
bm666
bm666

Başarılı filmlerde rol alan birisi

bm666, Hilary Swank kişisine bir şeyler yazdı
bm666
1 bm666

Başarılı bir oyuncu.
Her filmini severek izledim şimdiye kadar

bm666, Hasat Zamanı (2007) filmine bir şeyler yazdı
bm666
1 bm666

din ve tarikatlar üzerine bir şekilde değinen ya da temasını tümüyle ilahi konular üzerine spekülatif değerlendirmelerle inşa eden, inanç-akıl çatışmasını ortaya koyup, seyircilerinden taraf olmalarını bekleyen her filmde olduğu gibi, burada da kilise ve hiristiyanlık ilahiyatı bangır bangır seyirciyi esir etmeye girişiliyor, başarılı olunması bir kenara, bu amacın kendisi bana samimi geliyor, çünkü sanatın kendisi başka bir şeyi amaçlamaz, sanatçı var olan her konuyu bireysel spekülatif heyecanlarının mengenesinden geçirir, objektif olmak durumunda değildir, sinema da en ses getiren, çağımızın en heyecan verici sanat dalı, the reaping filmini incilde anlatılanlarla paralel bir senaryoyla da bezeseniz, saçmalayıp yepyeni bir hiristiyanlık zemini oluşturup ona göre bir film de çekseniz sonuçta insanları buraya yani temaya çekmiş olursunuz. galiba önemli olan inandırıcılık, zira fides et ratio yani inanç - akıl çatışmasına dair film yaptığınızda, eğer yapımınız belgesel değilse, sonunda bol tartışılabilir bir sonuç ortaya çıkarırsınız, din 1-0 önde başlasa da yaranamadıklarınız olur, 0-1 yenik başlasa da. benzer şekilde aklın salt yorumu (vay be, anladın sen) dinin salt sorgusuyla tarafsız saha ve seyirci önünde karşılaşmak zorunda da değil. mühim olan dediğim gibi inandırıcılık, görsel zenginlik, etkileyici oyunculuklar, hikayenin gerçekten insanı şaşırtıcı bir şekilde sürüp gitmesi vs. yoksa bir ton gerizekalı var, kendi inançsızlıklarından ötürü filme bakınca "tipik hiristiyan davranışı, her şeyi oraya yoruyorlar, sonuçta şeytan diye bir şey yok ki..." e o zaman zaten film yapılmasın, film yapılmışsa yorum yapılmasın; zira yüzüklerin kardeşliği de yok, hayri potır'da, freddy'nin kabusları ise ancak aptallar için bir hezeyan. dediğim gibi bireysel spekülatif heyecan sunumuyla karşı karşıyayız, kendi adıma şunu söyleyebilirim ki; ben büyük oranda memnunum filmden. şimdi burada kültür emperyalizminden, tüketim toplumundan bahsetsem, bir bok bilmediği için ayarı yediğinde, kendi laf salatasında kaybolup, saçmaladıkça saçmalayan kadrolu cahil çıkacak, amerika'nın uzaktan belki de böyle göründüğüne dair gerzekçe bir yorum yaptıktan sonra, amerikan cıvıklıklarından dellendiğini okutacak, en iyisi bunu düşünmeden, filmi izlerken aldığım notlara göre bir şeyler karalayıp entiriyi noktalamak. gelişmemiş ülkelerdeki (genelde afrika ve güney amerika'daki) hiristiyanların kiliselerine ve fakirliklerinden ötürü, fabrika atıklar, yaygın hastalıklar, cahilliklerinden ötürü ucunu inançsızlığa ve şeytana bağladıkları salgınlar üzerinden yapılan ekonomik sıkıntılar vurgusu, daha filmin başında "ulan acaba beklediğimizden daha dünyevi bir eleştiri mi çıkacak?" sorusunu sordurtmadı değil, ancak çok geçmeden esas kızımız, son dönem gözde ve esas kızlarımızdan (bir nevi clint eastwood'un koçluğunu yaptığı) hillary swank bacımız bir kez daha şaşırtmayarak, belki de ustasından öğrendiği dead man oyunculuğu döktüreceğini çaktırırcasına, "çünkü şeytana da inanmıyorum..." deyiverdi de, filmin seyri anlaşıldı. "şeytana da" inanmayan kızımızın yaşadığı bir olay sonunda aslında "tanrıya" inanmama yolunu yeğ tuttuğu da algımıza peşinden takıldı. yanılmadık. gerçekten de kızını ve kocasını kaybetmiş hanım (beh) kahramanımız hem de ellerinde incillerle, sudan yollarında. (bkz: karisi olen pederin inancini kaybetmesi sorunsali) daha sonra father michael costigan rolünde stephen rea'yı görünce, gözlerimiz onu bir yerden ısırmaya başladı, tabi ya inspector finch değil miydi bu? ülkemizde birkaç çoluk çocuğun yüzde 52 saçmalığıyla anımsanacak olan v for vendetta 'daki müfettiş. gerçi burada çok fazla seyredemedik adamı, en son küçük bir ateşten oda yandı tutuştu da, içerde mahsur kalarak kaybettik güzelim pederi. gerçi bu olmadan evvel, olayın tüm yönlerini ortaya koydu da, kendisine filmde süs eşyası muamelesi yapılmadığını da anlamış olduk. "mucizeler sadece insanlara ait umutlarda yer alır" mottosuyla hillary bacımız ve bilmem kaç galon kırmızı boya harcanmış olan "kan gölü", incilde müjdelenen (!) 10 bela ve tabi ki hiristiyan ilahiyatının kanımca en müthiş tartışma ve felsefe konusu olan kötülük problemi üzerine sondaki değerlendirme filmi bana daima anımsatacaktır, ya da ben böyle düşünüyorum. bu entirimin son paragrafını ufak bir ayrıntıya ayırmak istedim, bir önceki paragrafta mevzubahis ettiğim (hiristiyan ilahiyatı açısından) kötülük problemi çerçevesinde, başımıza gelen acıların, talihsizliklerin asıl sebebinin tanrı olup olmadığına dair yapılan iki yönlü bakış açısı ve şeytanın asıl hangi tarafta kötülüğe sebep olduğu hususundaki ikilik hakikaten de ilginç ve dikkat çekiciydi. filmin sonunda, çocuğu ölmüş olan annenin, sorumluluğu tanrıya değil de, içinde tanrı sevgisi olmayan cellatlara yüklemesi, aslında theodicy'nin kurallarına pek uygundur, öyle bir anlayışa uygundur, bu açıdan bakıldığında temada bir sapma, bir baştan savma savrukluk göremiyorum. ha katılıp katılmamak sizin elinizde, gerçi gerçek hayatla filmdekileri karşılaştırıp, aletheia ile doxa arasında kavram karmaşasına düşecek ve "valla saçma olmuş abi, delleniyorum" diyecek çok salak tanıyorum.

bm666, Haydut (2010) filmine bir şeyler yazdı
bm666
1 bm666

bir almanya & avusturya dram filmi.. 2010 filmekimi festivalinde izlenilebilir. filmin özeti şu şekilde: johann bildiğiniz maraton koşucularına benzemez. hapishanedeki hücresinde tekniğini kendi kendine geliştirmiş, mükemmel bir sporcu, profesyonel bir banka hırsızıdır. tahliye edildikten sonra viyana'da, kız arkadaşıyla kendine bir hayat kurar, bir taraftan maratonlara katılırken diğer taraftan da düzenli olarak banka soyar. adrenalinin verdiği hazla sürekli hareket halindedir, ama eninde sonunda yetkililer peşine düşer

Galad
bm666
Galad ile bm666 arkadaş oldular
  • toplam: 18 kayıt