KRİTİK

KRİTİK

Ercan Dalkılıç yazdı: Tomorrowland

    “Ratatuy”, “İnanılmaz Aile” ("The Incredibles”) gibi animasyonlarıyla tanıdığımız Brad Bird, en son karşımıza “Görevimiz Tehlike 4: Hayalet Protokol”ün ("Mission: Impossible - Ghost Protocol") yönetmeni olarak çıkmıştı. Bird’ün yeni uzun metrajı  “Yarının Dünyası” ("Tomorrowland") bilimkurgusal bir aksiyon denemesi esasen. Geleceğin karanlık bir tasavvurunu (distopya) çizen film, 70’lerin o muhafazakar argümanını alıp liberal bir kalıba dökmeye çalışmış… devamını oku

Egemen Tokatlıoğlu yazdı: Poltergeist

    1982 yapımı kült filmin yeniden çevrimi olan “Kötü Ruh” işlenişinde barındırdığı bir takım sıkıntılar nedeniyle günümüze başarılı bir şekilde adapte edilemiyor. Bunun yanında son yıllarda benzer türde çok daha başarılı örnekler izlediğimizden olsa gerek,  çıtanın altında kalmaktan da kurtulamıyor. devamını oku

Müjde Işıl yazdı: Oflu Hoca

Sahte belgesel, yurt dışında daha çok korku sinemasında kullanılan bir form iken bizde ise pek tercih  edilmiyor. Bu konuda yapılmış çok az sayıdaki yapım arasında Kutluğ Ataman’ın Aya Seyahat’i en iyi örnek olarak hafızlarımızdaki yerini korumakta. Aya Seyahat, birkaç yıl önce Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde yarışmıştı. İlginç bir tesadüf ki Levent Soyarslan’ın yönettiği sahte belgesel OHA: Oflu Hoca’yı Aramak da geçen sene Altın Portakal’ın yarışma filmleri arasında yer aldı. Son dönemde ilk filmlerin ve sanat sineması olarak tabir edilen ‘ağır’ yapımların egemenliğindeki festival yarışma programında OHA: Oflu Hoca’yı Aramak gibi absürt/politik komedinin yer alması pek çok kişi için sürprizdi. Filmin ilk gösteriminde CHP kökenli Antalya seyircisinden aldığı tezahürat ve alkış ise gelecek ödüllerin habercisi olmuştu adeta. Festivalden Jüri Özel Ödülü ve Avni Tolunay Özel Ödülü ile dönen yapım için bir de madalyonun diğer yüzü vardı tabii… Gezi belgeselinin sansürü nedeniyle yoğun eleştiri toplayan festival komitesi, OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın yarışma programında yer almasını delil göstererek sansüre karşı olduklarını beyan etmişti. Özen Film’in sahibi Mehmet Soyarslan’ın oğlu ve seçimlerde İstanbul 2. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı olan Levent Soyarslan, ilk sinema filmi OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ta, hem tür hem de özellikle içerik olarak üzerinde pek yürünmemiş bir yolda ilerleme cesaretini gösteriyor. Öncelikli hedefi, çoğunlukla şive komedisinin merkezi olarak konumlanmış Karadeniz’i; halihazırdaki yoz sistemi, yaratıcıları, beslenenleri, nemalananları, koruyucuları ve ona biat edenleri eleştirmek için bir isyan merkezine dönüştürmek. Bir diğer önceliği de sinemamızın ‘sulu’ komedi anlayışını, politize edebilmek… Oflu Hoca’nın küfürbaz olması, yerli komedilere hoş bir gönderme görevi üstlenirken, filmin belli bir ‘esas adam’ının olmamasını da Recep İvedik türü tekil kahramanlara yapılmış nazire şeklinde değerlendirmek mümkün. Doğu Karadeniz’i dağ turizmine açacak mega bir inşaat projesine girişmek üzere olan Karadenizli işadamı Ali Baltaoğlu, çok bariz şekilde Ali Ağaoğlu’nun karikatürü. Tıpkı onun gibi ata binen, afili reklamlarda boy gösteren ve iddialı projelerinde sistemin desteğini arkasına almış bir işadamı. Onun korumasına ve sponsorluğuna giren belgeselci ekip ise ülkenin geldiği durumu anlamakta zorlanan, anlasa bile müdahale edecek gücü kendine bulamayan ve çoğunlukla bocalayan orta sınıfı temsil ediyor. Hikayenin Karadeniz’de geçmesinin önemli bir nedeni de HES’lerin itirazlara rağmen burada devlet eliyle kuruluyor olması. Levent Soyarslan, eleştiri oklarını sadece politikacı ve işadamlarına yöneltmiyor filmde.  Gençlere yarı babacan yarı tehditkâr uyarılarda bulunan askerin, uyuşturuculu keki yedikten sonraki uçuşu hem metaforik olarak hem de işçilik açısından muhtemelen OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın en akılda kalan sahnelerinden biri. Keza Ali Bey’in oyuncu sevgilisi ile ayı arasındaki absürt ilişki de… Bu deneyimin ardından genç oyuncunun kapanması, Soyarslan’ın sert eleştiri üslubunun hem ilgi hem de tepki çekebilecek örneklerinden biri. Özellikle tek kahramanlı komedi filmlerine getirilen eleştirilerin başında, senaryonun skeçlerden oluşması ve bütünlük barındırmaması gelmekte. Açıkçası OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın da böyle bir sorunu var. Mesela kendi kendilerine ağır silahlı ekip kuran Karadenizliler’in ortaya çıktığı bölümde bu ‘açık’ çok fazla göze çarpıyor. Lakin memleket sorunlarını Karadeniz topraklarında derleme denemesi ve cesareti, seyirci nezdinde bu skeç hissiyatını azaltıyor. Hele ki ‘herkes sussun, o konuşsun’ dedirten finali ile bireysel muhalefetinin etkileyici bir özetini çıkarıyor yönetmen. devamını oku

Burak Bayülgen yazdı: Mad Max Fury Road

Post-apokaliptik dünyanın dikkat çekici özelliklerinden birisi de güncel realitenin üzerini kapsayan bir atlas oluşturduğunda, altta kalan yüzeyin bir kopya kağıdı gibi üst yüzeye çizgiler ve veriler bahşetmesidir. Üst yüzey ile alt yüzey bir ilişki içine girdiğinde altta kalan yüzeyin bir daha geri dönmemecesine kapandığı gibi bir algılayış, güncel realitenin de post-apokaliptik bir yüzey oluşturmadaki etkenlerini göz ardı eder; orijinalini reddederek bir "simulacrum" yaratmaya çalışır. Ama orijinali olmayan bir kopya değildir esas mevzu: Altta kalan yüzeyin anti-estetik payı çirkinleşerek üst yüzey tarafından bir kez daha çizilir, üzerini iyice kaplar. Güncel realitenin alt yüzeydeki çizgileri, Mad Max kaosunda en çirkinleri seçer ve bu çizgileri üst yüzeyde minimalize eder. Bu minimalize ediliş Max’ın ağzından dökülen o az sözcüklerle bile ayırt edilebilir. Bu alt yüzeyde her türlü değerler yatarken, üst yüzeyde değerlerin çarpıtılmış kopyaları yatar; orijinallerinin negatif biçimleri. Aile gibi en çekirdek değerlerin üst yüzeye yansıması yalnızlıktır; ancak aile algısının izlerini her daim taşır üzerinde. devamını oku

Ercan Dalkılıç yazdı: Aşk Uğruna/Suite Française

Saul Dibb’in üçüncü uzun metraj denemesi “Aşk Uğruna” (“Suite Française”), bizde  de yayımlanan Irène Némirowsky imzalı Uluslararası Bestseller “Fransız Suiti” romanının beyazperde uyarlaması. Önce kısaca filmin uyarlandığı eserden bahsedelim: Bir yahudi olan Némirowsky, Haziran 1942’de bu romanı üzerinde devamını oku

Müjde Işıl yazdı: Çılgın Kalabalıktan Uzak/ Far from the Madding Crowd

Edebiyat aşıkları için Thomas Hardy’nın eserleri, kitaplıktan çıkartılıp belirli aralıklarla ve yeni olgunluklarla yeniden okunacak, vuruculuğu her yaş dönümüne göre artacak başyapıtlar. Popüler dünyadaki farklı tezahürleri de gayet işlevsel sonuçlar verebiliyor. Misal bizden, “Issız Adam”dan… Filmin hemen başında Ada’yı takip eden Alper, genç kızın sahafta arayıp bulamadığı Çılgın Kalabalıktan Uzak kitabının, yeni baskısını hediye eder. Film boyunca Alper ile Ada, Çılgın Kalabalıktan Uzak’ın şehirde geçen versiyonları olmaya öykünür.        devamını oku

Ali Ulvi Uyanık Yazdı: Child 44/ 44. Çocuk

"Cennette cinayet olmaz (ya da cennette suç yok)". Bu söz, 1922’den, 74 yaşında öldüğü 5 Mart 1953’e dek SSCB Komünist Parti Genel Sekreteri görevinde bulunan ve yaklaşık 28 milyon yurttaşını kaybettiği 2. Dünya Savaşı’ndaki en önemli zaferleri kazanan Joseph Stalin’in soğuk savaş yıllarına dair düsturu. 1979 doğumlu İngiliz yazar Tom Rob Smith, baş kahramanı MGB ajanı Leo Demidov olan üçlemesinin ilk kitabında, tam da bu noktadan yola çıkıp sistemin iddiasını çürüten bir seri katil öyküsü anlatmış. Smith, "44. Çocuk"ta (Child 44), en az 52 kadına-çocuğa cinsel saldırıda bulunup öldüren ve/veya sakatlayan, Rostov Ripper, Rostov Kasabı ve Kızıl Ripper lakaplarıyla da anılan ve sonunda idam edilen Andrei Chikatilo’dan (1936-1994) esinlenmiş. devamını oku

Cüneyt Cebenoyan yazdı: Gizli Kusur/Inherent Vice

Gizli Kusur’un olay örgüsünü tam olarak anlamak için sanırım filmi birkaç kez seyretmek gerekiyor. O zaman bile, bu hedefe ulaşacağınızın garantisi yok. Yönetmen Paul Thomas Anderson’un filmleri kanımca giderek daha zor anlaşılır, daha tuhaf hale geliyor. “Kan Dökülecek”in ikinci yarısı (artık kaçıncı dakikasından itibarense) açıkçası bana son derece tuhaf ve inandırıcılıktan uzak gelmişti. Bir önceki eseri “The Master” da acayip bir filmdi. Tam olarak derdi neydi; Scientology benzeri akımların II. Dünya Savaşı sonrası ABD’sindeki yükselişi mi, savaş gazilerinin ruhsal dengelerini yitirişleri mi, bir tür baba-oğul ilişkisi içindeki iki adamı anlatmak mıydı? Her ne olursa olsun P.T. Anderson’ın filmlerinin ABD tarihiyle bir dertleri var ve ne kadar anlaşılmaz ya da manasız olurlarsa olsunlar, insanın aklında kalan imgeler sunuyorlar.  devamını oku

Burak Göral yazdı: Peşimdeki Şeytan/It Follows

Genellikle her yıl bir tane çok iddialı korku filmi çıkar önümüze. O bir tane diğerlerini burun farkıyla geçer. Mesela geçen yılınki “Karabasan”dı (The Babadook) ondan önce “Ruhlar Bölgesi” (Insidious), “Korku Seansı” (The Conjuring) gibi filmler de bu kategoride değerlendirilebilecek filmlerdi. “Peşimdeki Şeytan”ın (It Follows) namı da uzun zamandır kulaklara çalınıyor, internet ortamlarında filmin ünü yayıldıkça yayılıyordu... devamını oku

Egemen Tokatlıoğlu yazdı: Avengers:Age of Ultron

2012 yılında Joss Whedon yönetmenliğinde çekilen çizgi roman uyarlaması Avengers/Yenilmezler, dünyada gişe rekorları kırmasının yanısıra çizgi roman hayranlarını da mest etmişti. Keza hepsinin kendine has filmi olan süper kahramanları tek bir filmde beraber izlemenin keyfi paha biçilmez bir fikirdi. Çizgi roman hayranlarının yıllardır aşina olduğu Yenilmezler serisinin beyazperdeye damgasını vurmasıyla beraber devam filmi Yenilmezler : Ultron Çağı için gerekli kapıyı da açmış oluyordu. Gişeye büyük bir ihtişamla giren Avengers: The Age of Ultron /  Yenilmezler : Ultron Çağı, tıpkı ilk filmde olduğu gibi eğlenceli bir seyirlik sunuyor. devamını oku
  • toplam: 1,307 yazı