BASINDAN

BASINDAN

Man Of Steel: Yapım Hakkında

MODERN BİR SÜPER KAHRAMANIN EVRİMİ JOR-EL Dünya insanlarına ilerleme ideali vereceksin. Senin peşinden gidecekler. Tökezleyecekler. Düşecekler. Ancak zamanla, güneşte seninle buluşacaklar. Zamanla, onların mucizeler yaratmasına yardım edeceksin. Kripton’lu Kal-El olarak doğup, dünyalı Clark Kent olarak büyüdü. O hangi dünyaya ait? Hangi dünya için savaşıyor? Bunlar Superman’ın karşı karşıya olduğu sorular; ve yaptığı seçimler, her zaman yuva olarak adlandırdığı gezegenin yazgısını belirleyecek. devamını oku

Muhalif Başkan Ferhan Şensoy, Yüksel Torun Röportajı

FERHAN ŞENSOY, 5 YIL ARADAN SONRA “MUHALİF BAŞKAN”LA GERİ DÖNÜYOR! “SİNEMA BENİM KAÇAMAĞIM” FERHAN ŞENSOY S: Merhabalar Ferhan Bey, Son Ders filminin ardından sinemaya 5 yıl ara verdiniz. Muhalif Başkan filmi için sizi nasıl ikna ettiler? devamını oku

Karlar Kraliçesi Karakter Açıklamaları

Karakterler GERDA - Sevimli ve olumlu ana karakterdir. Dürüst, kibar ve enerji doludur. Bazen büyükleriyle söz dalaşına girse de, bunu sadece büyüklerin hata ettiklerinden emin olduğunda yapar. Arkadaşlarını kalben sever. O zor günlerde bir yetimhanede büyüdüğü için iradesi güçlüdür. Arkadaşları, aşkı ve hakları için mücadele etmekten kaçınmaz. devamını oku

Koleksiyoncu Yapım Notları

Yapım Hakkında Koleksiyoncu 2, kırmızı bir sandığın içine kapatılıp gördüğü işkenceler sonrasında travma geçiren Arkin’ın (Josh Stewart) ölüm müzesi haline gelen terk edilmiş eski bir otelden Elena’yı kurtarmaya çalışırken gelişecek olayları konu almaktadır. Bunun için tutulmuş olan paralı askerler Arkin’a onları Elena’nın tutulduğu bu gizli yere götürmesi için baskı yaparlar. devamını oku

Bol 'Geyikli' bir komedi / Uğur Vardan / Radikal

Devam filmlerinin en büyük problemi, bir öncekini aşmak ya da hiç değilse aynı çizgiyi tutturmaktır. Geçen sezonun ‘sürpriz’ başarısı ‘Eyyvah Eyvah’ın devamı niteliğindeki ‘Eyyvah Eyvah 2’de, böylesi bir sorun yok. Hikâye, karakterler, benzer atmosfer, esprilerin düzeyi ve müziğin kullanımı, kaldığı yerden devam ediyor. Yönetmenliğini Hakan Algül’ün üstlendiği, senaryosunu Ata Demirer’in kaleme aldığı ilk film, maharetli bir klarnetçi olan Hüseyin’in Çanakkale’nin Geyikli beldesinde başlayıp İstanbul’a taşınan hikâyesini anlatıyordu. Yörenin küçük sağlık ocağındaki hemşire Müjgan’a yanık olan ama hislerini bir türlü açığa çıkaramayan Hüseyin, ninesinin para sandığında bulduğu mektuplarla, öldü sandığı babasının varlığından haberdar oluyordu. Film de asıl olarak ‘Babayı bulmak’ teması üzerinde yükseliyordu.  devamını oku

Her şeye 'Turist' kalmış bir film / Radikal / Uğur Vardan

Biri, “Abi geçen gece bir film seyrettim, süperr” der. Diğeri cevap verir: “Yapma ya, ne filmi?” “Fransız” diye cevaplar konuyu ilk açan. “Ee,” diye sürdürür karşısındaki, “Yeniden çekilir mi?” Cevap hemen gelir: “Çekilir tabii, hem de ‘Mis’ gibi olur.” “Peki” diye sürdürür öteki konuşmasını, “ne zaman çekilmiş bu film?” “Aslında çok da eski değil, 2005’te” cevabını alır. Kısa süren sessizlikten sonra, “Canım ne olacak, zaten Fransız filmlerini kim izliyor ki? Koyarız başrole Angelina Jolie’yi, karşısında da şöyle afili bir isim, hallediriz...” der ve konuşmayı sonlandırır. Elbette ben uyduruyorum bu diyalogları, ama 2005’te çekilmeş ‘Anthoy Zimmer’i bu kadar kısa sürede, perdeye taşımanın başka açıklaması yok. devamını oku

Beyaz 'avcı', kara yürek... / Radikal / Uğur Vardan

Uyarı: Bu yazı, filmdeki kimi gelişmelerden bahsetmektedir, bilginize… Yavuz Turgul yönetmen olarak karşımıza en son çıktığında, ‘Bu yara kolay kapanmaz’ demişiz. Evet, 7 Ocak 2005’te gösterime giren ‘Gönül Yarası’nın üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş. Bu süre için de Turgul elbette boş durmadı, Ömer Vargı imzalı ‘Kabadayı’nın da senaryosuna imza attı. Bugünden itibaren seyirciyle buluşacak olan ‘Av Mevsimi’ ise senaryo ve rejisi Turgul’a ait son adım.Üstadın, sinema tarihimiz içinde ilginç bir yolculuğu var. ‘Rahmetli’ Ertem Eğilmez ekolünün bir üyesi olarak gelenekselden moderne doğru uzanan yolun belki de en önemli tanığı ve dahi, taşıyıcısı. Yani hem eski zamanlara, hem de modern ve ötesine hâkim. Derdi tasası nedir derseniz, daha önceki yapıtları dolayısıyla da altını çizdiğimiz mevzuları hatırlatabiliriz: Turgul, zamana yenik düşen ya da düşmeye mahkum karakterleri taşıdı perdeye hep. Batılı jargonla söylersek, ‘Dekadans’la birlikte yitip gitmekten başka pek de çaresi kalmamıştı onun kahramanlarının. Daha önce de defalarca örneğini verdim; bir anlamda Peckinpah’ın ‘Nesli tükenen kovboylar’ı, ya da Eastwood’un ‘Unforgiven’ındaki eski silahşor Munny gibiydi Turgul’un dünyasına ilham verenler. devamını oku

Felaketim olurdu ağlardım... / Uğur Vardan / Radikal

Todd Phillips, sanırım bize şunu hatırlatmak istiyor; öyle ya da böyle yanına Zach Galifianakis’i aldığında işin bitiktir... ‘The Hangover’da, ‘Bekârlığa veda’ partisi tadında şöyle bir takılırken başlarına gelmedik bela kalmayan grubun ‘en orijinal’ karakteri Alan Garner’a hayat veren Yunan kökenli oyuncu, ‘Git Başımdan’da (Due Date) bu kez belanın bizatihi kendisi olmaya niyetleniyor.Öykü, zoraki bir birlikteliğin getirdiği çelişkiler üzerine kurulu. Başarılı bir mimar olan Peter Highman, Atlanta’dan hamile olan karısına dönmek üzeredir. Havalimanının kapısından itibaren hayatına bir kâbus gibi çöken Ethan Tremblay ya da bir başka ismiyle Ethan Chase, peşini asla bırakmaz. İkili, uçak kalkışa hazırken çıkardıkları olay yüzünden ‘Uçamazlar listesi’ne konurlar ve bu yüzden ülkeyi, yatayda baştan sonra kat etmek suretiyle Los Angeles’a doğru yola çıkarlar. Ethan, tuhaf bir adamdır. Oyuncu olmak istemektedir. Lakin tam bir felakettir; sakarlıkları, takıntıları, hal ve gidişiyle ortalığı yakıp yıkar. Oyuncu olup yükselmektir hedefi.Bu arada bir gişe görevlisi olan babasının cenazesini kaldırmak üzerine Atlanta’ya gelmiş ve geri dönüşyoluna, ‘müteveffa’nın külleriyle çıkmıştır. Peter bir yandan doğum arifesindeki karısının yanına bir an önce dönmek, öte yandan Ethan gibi bir felaketi de savuşturmak durumundadır…Phillips, kendisiyle birlikte Alan R. Cohen, Alan Freedland ve Adam Sztykiel’in de bulunduğu bir grupla kaleme aldığı ‘Git Başımdan’da ‘yol filmi’ formülünü, ‘dayanılmaz yol’ filmi tadında yeniden üretmiş. ‘Due Date’in yıkıcılığı ilk anda ‘The Hangover’ı andırsa da, birçok Amerikalı eleştirmene ‘Rahmetli’ John Hughes’un 1987 tarihli çalışması ‘Planes, Trains & Automobiles’ı çağrıştırmış. Bu filmdeki Steve Martin-John Candy eşleşmesinin yerini de bir nevi Robert Downey Jr.’la Zach Galifianakis almış.Öykü, temelde çelişkiler üzerine kurulu bir ilişkinin peşine düşse de arka fonuna Irak meselesini, 11 Eylül’ü, aldatılma korkusunu, özgüven problemlerini vs. yerleştirmiş. Yönetmen Todd Phillips, meslektaşı ve yakın arkadaşı Judd Apatow’la, günümüz Amerikan sinemasında farklı bir komedi anlayışının peşinde koşuyor. Bu iki isim, bir anlamda kendi oluşturdukları dünya içinde, farklı gibi görünen ama temelde aynı temalara çarpan yapımlarla dikkat çekiyor. Ama Phillips’in espri anlayışının biraz daha farklı bir modele sahip olduğunu, yeri geldiğinde kaba ve iğrençliği uzanabildiği son noktaya kadar götürebildiğini (Ama tabii ki Farrelly biraderler türünden bir kabalık ve önüne gelene tekmeyi basma türünden bir anlayışı kastetmiyorum) söylemek mümkün. Bu refleks özellikle cinsel esprilerde fazlasıyla dışa vuruyor (bahsettiğim meselenin bu filmdeki uzantısı ise mastürbasyon esprileri). devamını oku

Yolu aynı 'Kavşak'tan geçen herkese... Uğur Vardan / Radikal

Kafka bize memurların, büro dışında da bir hayatları olduğunu çok çok zaman önce hatırlatmıştı. Sinemamız da son dönemlerde gündelik hayhuy içinde ‘özeline’ giremediğimiz insanların bambaşka bir hayatları, hatta trajedileri olduğunu gösterme çabasında. İki sezon önce izlediğimiz Çağan Irmak imzalı ‘Karanlıktakiler’de, bir reklam ajansının getir götür işlerini yapan Egemen’in adeta bir cehennem hayatı yaşadığı evini ve hastalıklı annesiyle olan ilişkisini izlemiştik. Selim Demirdelen de ilk uzun metrajlı çalışması ‘Kavşak’ta, orta çaplı bir büronun muhasebecisi Güven’in, bambaşka hayatı, travması ve de trajedisi üzerine odaklanıyor. devamını oku

Su uyur, para uyumaz... Uğur Vardan / Radikal

Malumunuz üzre Oliver Stone, geriye dönerek sandıktan naftalin kokan karakterlerini çıkarıp yeniden piyasaya süren yönetmenlerden olmadı asla. Ne var ki para uyumadıkça, Gordon Gekko’ların varlığına hepimiz gibi o da inanıyor. Tecrübeli yönetmen o unutulmaz ‘şeytanî’ karakterini hem hatırlamak hem de hatırlatmak amacıyla ‘Borsa: Para Asla Uyumaz’ı (Wall Street: Money Never Sleeps) çekmişti son olarak. İlk kez bu yılki Cannes’da boy gösteren yapım, bugünden itibaren bizde de gösterimde. devamını oku
  • toplam: 203 yazı