Ercan Dalkılıç yazdı: Tomorrowland

Ercan Dalkılıç yazdı: Tomorrowland

  • KRİTİK
    “Ratatuy”, “İnanılmaz Aile” ("The Incredibles”) gibi animasyonlarıyla tanıdığımız Brad Bird, en son karşımıza “Görevimiz Tehlike 4: Hayalet Protokol”ün ("Mission: Impossible - Ghost Protocol") yönetmeni olarak çıkmıştı. Bird’ün yeni uzun metrajı  “Yarının Dünyası” ("Tomorrowland") bilimkurgusal bir aksiyon denemesi esasen. Geleceğin karanlık bir tasavvurunu (distopya) çizen film, 70’lerin o muhafazakar argümanını alıp liberal bir kalıba dökmeye çalışmış…
    
    1964 yılında başlıyor film; New York fuarında sırt roketiyle yarışmaya katılan küçük mucit Frank’i tanıyoruz önce. Marty McFlyvari bir zıpçıktı Frank; zaten filmin başlarındaki dünya da “Geleceğe Dönüş” (“Back to the Future”) serisini andırmıyor değil hani. Frank yarışmaya kabul edilmiyor ama gizemli bir kızın peşinden Murakami’nin 1Q84 romanındakine benzer bir geçit kullanarak paralel bir dünyanın, ‘yarının dünyası’nın kapısını aralıyor.
 
    “Yarının Dünyası”, bugün ‘distopya klasiği’ olarak adlandırılagelen “Cesur Yeni Dünya”, “Fahrenheit 451”, “1984” vb. aslında oldukça fütürist, eleştirel bir vizyonu bulunan eserlerin bir anti-tezi niteliğinde. Ya da bunu yapmaya çalışıyor kendince… Peki, filmin sağlam bir temel üzerinde inşa edildiğini söyleyebilir miyiz? Bence hayır! Dramatik olarak gayet iyi kurgulanan aksiyon, filmi sürükleyedursun hikayedeki gedikler bir türlü doldurulamıyor. Film evreni içindeki tutarsızlıklar dikkat çekici. Dünyanın öncesine dair elle tutulur bir bilgi sahibi olmaksızın geleceğe kanat açan film, gerçekten bir süre sonra sendelemeye ve irtifa kaybetmeye başlıyor.
 
    70’lerden 80 sonlarına değin dizayn edilen Holywood sineması şunu diyordu özetle: Evet, kötü bir dünyada yaşıyoruz, bazı aksaklıklarla karşılaşıyor olabiliriz, ama mutlaka bir kurtarıcı çıkar (bu genellikle mesihle özdeşleştirilen bir Amerikalı figür olur genelde) ve bizi kurtarır. “Yarının Dünyası” da bana kalırsa bu zırvayı temcit pilavı gibi ısıtıp tekrar servis etmiş. Tek farkı; kurtuluş yöntemi olarak daha kolektif bir yapı ortaya koyması gibi… Fakat bunu yaparken de ayrıca bir ırkçı bir dizi söylemden kaçınamıyor gibi. Ne yani, sadece üstün insanlar mı yaşama hakkında sahip mutlu ötedünyada? Filmdeki bu uber-tekno insan modeli yeni bir saf-ırk ideolojisine denk düşmüyor mu diye düşünmeden edemedim ben film boyunca…
 
    Aksiyon bölümlerinde “Matrix”e de inceden bir selam yollamayı (hatta Ajan Smith’i andıran, iki dünya arasında görev yapan kapı-koruyucuları bile mevcut filmde) da ihmal etmeyen “Yarının Dünyası”, Holywood’un bütün trüklerini harfi harfine uygulayarak gayet iyi bir seyir sunuyor izleyicisine. Bunun yanında George Clooney başta olmak üzere Raffey Cassidy ve Britt Robertson kendilerinden bekleneni vermişler.
 
    Son tahlilde “Yarının Dünyası”; Amerikan blockbuster müptelalarını tatmin edecek cinsten bol tantanalı bir popcorn seyirliği. Ha, eğlenmedim mi filmi izlerken, çok eğlendim, ama film bittiğinde resmen buharlaşıp gitti zihnimden… Sözgelimi Michael Bay’in son iyi filmlerinden “Ada”nın ("The Island") yanına bile yaklaşamıyor “Yarının Dünyası” bana sorarsanız. Tabii karar sizin yine de…
YORUM YAZ
YORUMLAR
henüz hiç yorum yapılmamış