Müjde Işıl yazdı: Oflu Hoca

Müjde Işıl yazdı: Oflu Hoca

  • KRİTİK
Sahte belgesel, yurt dışında daha çok korku sinemasında kullanılan bir form iken bizde ise pek tercih 
edilmiyor. Bu konuda yapılmış çok az sayıdaki yapım arasında Kutluğ Ataman’ın Aya Seyahat’i en iyi örnek olarak hafızlarımızdaki yerini korumakta. Aya Seyahat, birkaç yıl önce Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde yarışmıştı. İlginç bir tesadüf ki Levent Soyarslan’ın yönettiği sahte belgesel OHA: Oflu Hoca’yı Aramak da geçen sene Altın Portakal’ın yarışma filmleri arasında yer aldı. Son dönemde ilk filmlerin ve sanat sineması olarak tabir edilen ‘ağır’ yapımların egemenliğindeki festival yarışma programında OHA: Oflu Hoca’yı Aramak gibi absürt/politik komedinin yer alması pek çok kişi için sürprizdi. Filmin ilk gösteriminde CHP kökenli Antalya seyircisinden aldığı tezahürat ve alkış ise gelecek ödüllerin habercisi olmuştu adeta. Festivalden Jüri Özel Ödülü ve Avni Tolunay Özel Ödülü ile dönen yapım için bir de madalyonun diğer yüzü vardı tabii… Gezi belgeselinin sansürü nedeniyle yoğun eleştiri toplayan festival komitesi, OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın yarışma programında yer almasını delil göstererek sansüre karşı olduklarını beyan etmişti. Özen Film’in sahibi Mehmet Soyarslan’ın oğlu ve seçimlerde İstanbul 2. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı olan Levent Soyarslan, ilk sinema filmi OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ta, hem tür hem de özellikle içerik olarak üzerinde pek yürünmemiş bir yolda ilerleme cesaretini gösteriyor. Öncelikli hedefi, çoğunlukla şive komedisinin merkezi olarak konumlanmış Karadeniz’i; halihazırdaki yoz sistemi, yaratıcıları, beslenenleri, nemalananları, koruyucuları ve ona biat edenleri eleştirmek için bir isyan merkezine dönüştürmek. Bir diğer önceliği de sinemamızın ‘sulu’ komedi anlayışını, politize edebilmek… Oflu Hoca’nın küfürbaz olması, yerli komedilere hoş bir gönderme görevi üstlenirken, filmin belli bir ‘esas adam’ının olmamasını da Recep İvedik türü tekil kahramanlara yapılmış nazire şeklinde değerlendirmek mümkün. Doğu Karadeniz’i dağ turizmine açacak mega bir inşaat projesine girişmek üzere olan Karadenizli işadamı Ali Baltaoğlu, çok bariz şekilde Ali Ağaoğlu’nun karikatürü. Tıpkı onun gibi ata binen, afili reklamlarda boy gösteren ve iddialı projelerinde sistemin desteğini arkasına almış bir işadamı. Onun korumasına ve sponsorluğuna giren belgeselci ekip ise ülkenin geldiği durumu anlamakta zorlanan, anlasa bile müdahale edecek gücü kendine bulamayan ve çoğunlukla bocalayan orta sınıfı temsil ediyor. Hikayenin Karadeniz’de geçmesinin önemli bir nedeni de HES’lerin itirazlara rağmen burada devlet eliyle kuruluyor olması. Levent Soyarslan, eleştiri oklarını sadece politikacı ve işadamlarına yöneltmiyor filmde.  Gençlere yarı babacan yarı tehditkâr uyarılarda bulunan askerin, uyuşturuculu keki yedikten sonraki uçuşu hem metaforik olarak hem de işçilik açısından muhtemelen OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın en akılda kalan sahnelerinden biri. Keza Ali Bey’in oyuncu sevgilisi ile ayı arasındaki absürt ilişki de… Bu deneyimin ardından genç oyuncunun kapanması, Soyarslan’ın sert eleştiri üslubunun hem ilgi hem de tepki çekebilecek örneklerinden biri. Özellikle tek kahramanlı komedi filmlerine getirilen eleştirilerin başında, senaryonun skeçlerden oluşması ve bütünlük barındırmaması gelmekte. Açıkçası OHA: Oflu Hoca’yı Aramak’ın da böyle bir sorunu var. Mesela kendi kendilerine ağır silahlı ekip kuran Karadenizliler’in ortaya çıktığı bölümde bu ‘açık’ çok fazla göze çarpıyor. Lakin memleket sorunlarını Karadeniz topraklarında derleme denemesi ve cesareti, seyirci nezdinde bu skeç hissiyatını azaltıyor. Hele ki ‘herkes sussun, o konuşsun’ dedirten finali ile bireysel muhalefetinin etkileyici bir özetini çıkarıyor yönetmen.
YORUM YAZ
YORUMLAR
henüz hiç yorum yapılmamış