Röportaj: Micah Magee ile Ankara'da Söyleştik!

Röportaj: Micah Magee ile Ankara'da Söyleştik!

  • DOSYA

Ankara Film Festivali kitapçığında kendisiyle ve filmi Petting Zoo/Yük ile ilgili gözüme çarpan enteresan özellikler vardı, otobiyografik bir film çekmiş olması, kadın hikayelerine olan tutkusu gibi. Festivalde filmden filme, etkinlikten etkinliğe koşarken karşılaştık. Bir saat içinde ilk uzun metraj filmi Petting Zoo’nun gösterimi vardı ve gece de uçakla Türkiye’den ayrılacaktı. Filmi henüz izlememiş olsam bile girdik bir odaya, başladık konuşmaya…

 

Merhaba Micah. Bildiğimiz kadarıyla kısa filmlerin var ve bu ilk uzun metraj filmin. Bize kendini tanıtır mısın? Sinemayla ilişkin nasıl başladı vs?

 

Teksaslıyım. Kendi kendime senaryolar yazıp kısa film çekme maceralarım çok erken başladı, bilmeden kendim öğrenerek yapmaya çalışıyordum. Teksas Üniversitesi’nde ise ekipman odasında çalışmaya başlamıştım, yaşamak için paraya ihtiyacın varsa üniversitede sana bu tarz işler veriyorlar, ben de sinema bölümünün ekipman odasında çalışmaya karar vermiştim, işte orada kameraları, diğer ekipmanı falan film çeken ekiplere veriyordum mesela, öyle işlerdi ve orada çok önemli insanlarla tanışma şansı buldum, hatta onlarla çalışma imkanı buldum filmlerinde, ekipman odasında kameralarla ilgili de çok şey öğrendim tabii, çünkü baya teknik eleman gibi bozuk makinelerin üzerinde çalışıyordum mesela.

Daha sonra bir festivalde çalışma hakkı edindim Teksas’ta ve o festivalde binlerce film izledim, o da beni çok geliştirdi. Çünkü festivalde çok farklı filmler biraraya gelebiliyor, o zaman ufkum çok açıldı. Aslında radyoculuk ve gazetecilik gibi alanlarla da ilgiliydim, sinema bunlardan biriydi. Daha sonra Almanya’daki bir okulda gazetecilik bölümüne burs kazandım ve gittim.

 

Kısa filmlerin genelde neyle ilgili, genel olarak filmlerinle ne anlatmayı seviyorsun?

 

Genelde filmlerim, farklı kız karakterler üzerinde ilerliyor, yapmalarını ummadığımız şeyler yapan kızlar, beklenmedik durumlarda kalan, hissetmemesi gereken şeyleri hisseden kızlar. Ayrıca “aile” de filmlerimde hep yer verdiğim bir konu çünkü ben de bir anneyim ve insanın ailesiyle olan ilişkisinin hayatını etkilemesi benim üzerine çok düşündüğüm bir konu.

 

Bu konular genelde kendi yaşam öykünden mi yola çıkıyor, ya da deneyimlediklerinden?

 

Evet genelde. Fakat mesela son kısa filmimin senaryosunu başka biri yazmıştı, ilk kez böyle bir şey deneyimledim ve bu da çok iyiydi çünkü o zaman yazarla ortak ne yanımız var, o hikayenin altından başka ne hikaye çıkartabiliriz gibi geniş düşüncelere imkan tanınmış oluyor.

 

O da mı genç kızlarla ilgiliydi?

 

Evet. (Gülüşmeler.) O çok sevdiği birini kaybeden bir kızın kendince o yası tutuşunu anlatan bir filmdi. Ve yine aile kavramı da vardı.

 

Tam senin kaleminmiş o zaman.

 

Evet ama farklı bir açıdan işte. Güzel olan da o.

 

Kısa filmden uzun filme geçişi nasıl anlatırsın, kolaylıkları, zorlukları vs.

 

Uzun filmimin hikayesinin fikri, kısa filmlerimden de önce, çok önce kafamdaydı. Yani şunu bilmek lazım zaten, uzun metraj film çekmek gerçekten uzun bir yolculuk, epey vakit alıyor tohumlanması, büyümesi, gerçekleşmeye başlaması.

 

Uzun metraj filmin Petting Zoo/Yük’e gelelim, birazdan izleyeceğiz ama duyduğum kadarıyla hamile kalan bir genç kız ve ailesiyle yaşadığı problemleri konu alıyormuş.

 

Bu film epey otobiyografik aslında. Ama onun dışında bu durumda kalmış diğer genç kızlarla da birarada olmak ve bilgi toplamak için konuyla ilgili birtakım atölye çalışmalarına katıldım. Aynı hikayenin benzer sosyo-ekonomik düzeyde sürekli tekrar ettiğini de gördüm.

 

Bu bir belgesel film değil ama bir belgeselmişçesine gerçeklerin peşinden koşmuşsun sanırım. Genç kızların Teksas’ta yüzleştikleri sorunlarla ilgili bir belgesel olarak çekmeyi düşündün mü hiç bunu?

 

Evet gerçeklerin peşinde koştum galiba ama belgesel olarak çekmek çok zor olurdu bunu, hiç düşünmedim o yüzden.

 

Oyuncuları nasıl seçtin, nasıl buldun, nelere dikkat ettin?

 

Bir cast direktörü ile çalıştım Vicky Boone adında, o işinde çok başarılı. Filmimiz gerçekten çok düşük bütçeyle çekildi ve Vicky sağolsun neredeyse hiç para almadı, senaryoyu okuduğunda çok etkilendi ve bizimle çalışmak istedi. O da Teksaslı ve Teksas hikayelerini destekleyen bir tarafı da var zaten. Bilinen bir isim olduğu için mesleğinde, bir çok geri dönüş aldık  filmimiz için.

 

Peki ne kadar sürdü doğru kızı falan bulmak?

 

Yaklaşık 4 ay sürdü.  Ana karakterin çevresindeki kişiler, anneler babalar filan kast ajanslarına kayıtlı kişilerdi ama ana karakteri bulmak için benim eski liseme gittik. Filmin bir kısmı da orada çekildi zaten.

 

Başrol oyuncusu bir genç kız değil mi?

 

Filmi çektiğimizde 16 yaşındaydı. Bir moda gösterisi vardı, o da izleyenlerin arasındaydı, ben onu gördüm ve telefon numarasını istedim ama bana vermedi. Üzüldüm ve uzun süre onu oynatmak istediğimi düşünmeye devam ettim. Sonra başka bir zaman yine okulda, bu kızı küçük bir oyunda rol alırken gördüm, iyice etkilendim, bak dedim haftalardır peşindeyim lütfen bana telefon numaranı ver, sonunda verdi.

 

Başta neden vermedi ki?

 

Bence çok ciddi olduğunu düşünmedi ya da kendisinin seçileceğine pek inanmadı o yüzden vakit kaybetmek de istemedi galiba. Ben ona ne kadar ciddi olduğumu anlattım. (Gülüşmeler) Annesini aradım, birlikte konuştuk. Sonra bazı denemeler yaptık diğer oyuncularla ve hemen rolüne adapte oldu.

 

Kolay bir rolü de yok sanırım, genç yaşta yalnız kalan, hamile kalan, birçok zorlukla mücadele eden bir genç kız.

 

Evet kesinlikle zor bir rol. Gerçekten bir aktris gibi davrandı. Karaktere acımaması gerektiği gibi bazı kurallar koyduk ve çok iyi adapte oldu. Etrafında duyduğun, başına gelebilecek bir olay gibi doğal yaklaş dedim ve böyle bir deneyim yaşamamış olmasına rağmen çok iyi performans gösterdi.

 

Film bir gençlik filmi olduğuna göre aklıma filmin müzikleri geliyor, bir de Teksas’ta geçiyorsa. Müzik filmde nasıl bir etmen?

 

Teksas müziği kullandım çoğunlukla evet, geri kalanı da San Antonio’dan bazı müzikler. Latin Amerika, Cumbia müzikleri vardı biraz, biraz Teksas hip-hop, Teksas rock’n roll. “Girl in a Coma” adlı meşhur grup var mesela filmde. Ama aslında filmde çok fazla müzik kullanımı yok, daha doğrusu film müziği yok, mekanlara, anlara ait doğal müzikler var.

 

Film festival dolaşıyor mu dünya çapında?

 

Evet, aslında epey şaşkınız. Berlinale ile açılışı yaptı film, ki çok büyük bir festival bu. O zamandan beri de birçok talep geliyor filmin gösterimi için. Türkiye’ye geldiğim için de çok mutluyum.

 

Bu ilk kez gelişin mi Türkiye’ye?

 

Hayır, 2002’de gelmiştim, 3 ay kaldım, yazdı. Özay Şahin’in Can Baz adlı belgesel filminde görüntü yönetmeni olarak çalıştım ve filmin kurgusuna yardım ettim. Tunceli’ye, Erzincan’a ve İstanbul’a gittim çekimler için. Film, sokaklarda müzik yapan Grup Siya Siyabend üyesi gençlerin hayatını konu alıyordu. Daha sonraki yıllarda da Taksim’deki Akademi İstanbul’a bir workshop için gelmiştim. Artık o okul yok sanırım.

 

Evet yok maalesef.

 

Ne yazık.

 

Şu an röportajda yalnız değiliz, bebeğin de bizimle birlikte, çok tatlı bir oğlan, epey de küçük sanırım, festival boyunca seninleydi, festivaldeki insanların tepkisi nasıl oldu? Festivalleri böyle bebeğinle gezmek nasıl bir deneyim senin için?

 

Burada çok iyi karşılandım bu konuda, herkes kucağına alıyor, seviyor, ilgi gösteriyor. Çok hoşuma gitti. Her yerde böyle olmuyor açıkçası. Elbette zorluğu var ama ben şöyle düşünüyorum. Benim iki oğlum daha var, biri yedi, biri on yaşında. Bence çocuklarım hayatımın önemli bir parçası. Dolayısıyla hayatımı yaşarken onlardan uzak kalsam çok daha mutsuz olurdum. Diğer ikisi şu an benimle değil, dolayısıyla hemen gidip onlara hediye bulmam lazım (gülüşmeler)

 

Sen kaç yaşındasın Micah?

 

Ben 37 yaşındayım. Diğer iki oğlumu filmde izleyebileceksiniz, onun sebebi de film çekilirken bakıcı bulamamamız, başka bir şey değil.

 

Harika, belki oyuncu olurlar? İstemezler mi?

 

Hayır! O kadar utanıyorlar ki jenerikte isimlerini bile farklı yazdık.

 

Sen de festivallerde görev almışsın, Ankara Film Festivali’ni nasıl buldun?

 

Çok sevdim. Film yapımı ne demektir’le ilgilenen bir festival, sadece izle çık festivallerden değil. Workshop’ların olması da büyük artı mesela bence.

 

Senin de bir workshop’ın vardı sanırım bu festivalde.

 

Evet, birçok insan geldi, çok iyi geçti doğrusu. Hem gösterim hem workshop’ın birlikte oluşu, herşeyin aynı ya da yakın binalarda oluşu Ankara’nın artılarındandı bence. Umarım yeni bir film daha yaparım ve yine gelirim buraya.

 

Biz de çok isteriz!

 

Kocam da film yönetmeni.

 

Öyle mi?

 

Şimdi onun projesi var, değiş tokuş yapıyoruz. Birlikte aynı anda yönetmenlik yapamıyoruz.

 

Birlikte hiç aynı projede çalışmıyor musunuz?

 

Bu filmimde yapımcıydı. Ben de onun bir sonraki projesinde hem yazarlardan biriyim hem de yapımcılardan biri olacağım sanırım.

 

Yönetmen bir çift olmak nasıl?

 

İyiyken iyi ama kötüyken rezalet. Sürekli iş konuşma kısmı rezalet mesela, bütün gün çalışmışsın eve gelince de iş konuşuyorsun. Gerçek bir işim olsun istiyorum sanırım (gülüşmeler)

 

Şimdi yolculuk nereye?

 

Berlin’e döneceğim. Orada ders veriyor olacağım Pazar gününden itibaren.

 

Öğretmeyi de seviyor musun?

 

Çok seviyorum. Öğrencilerimden çok şey öğreniyorum, genelde çok zeki oluyorlar, çok sağlam sorular soruyorlar, anlıyorum ki çok bilmiyorum hala.

 

Workshop’ında konu az bütçeyle film çekmek üzerindeydi galiba? Neler konuştunuz?

 

Aslında ben az bütçeyle film çekmenin avantajlarından bahsettim daha çok. Çevrenizi iyi kullanabilirseniz, kaynaklarınızı iyi bilirseniz, az bütçe daha bile iyi sonuçlar verebiliyor. Bazen çok para harcayıp inşa ettiğin bir şeyden çok daha doğal ve hoş görünebiliyor perdede. Artık minicik kameralarla neler neler çekilebiliyor. Bir de bir zamanlar bu kadar düşük bütçeli film yoktu piyasada, gıcır gıcır filmlere alışıktı izleyici, artık derli toplu çekilmiş düşük bütçeli mütevazi filmlere daha çok alışkınız eskiye nazaran.

 

Bu filmini kimler izlemeli?

 

Film aslında bir yandan Teksas, San Antonio ile ilgili bir film de diyebiliriz, yani şehir filmde bir karakter gibi adeta. O yüzden konuya ilgi duyanların yanısıra bu bölgeyi merak edenler de izleyebilir demeliyim. Benim için de kendi evime geri dönüş gibi bir özelliği var.

 

Harika.

 

Bu arada, Teksas ile Türkiye’de gördüğüm bazı ortak özellikler var.

 

Ne gibi?

 

İnsanların misafirperverliği, dostluğu, yeri gelince ciddileşmeleri ve işlerinde disiplinli oluşları, çalışkan oluşları. Bir de çocuklar çok hızlı büyüyor! (kahkahalar)

 

Teşekkürler Micah!

 

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Melis Zararsız

 

 

YORUM YAZ
YORUMLAR
henüz hiç yorum yapılmamış
FACEBOOK ÖNERİLERİ